15 Kasım 2012 Perşembe
CEHENNEME ÖVGÜ/GÜNDÜZ VASSAF
Totalitarizmin kendini yeniden üretmesi, yalnızca baskıcı güçlerin zora dayalı yöntemleriyle değil, bireylserin de sınırlı bir özgürlüğe razı olmasıyla gerçekleşir. Yaratıcılığını zorlayarak özgürlüğünü zenginleştirmek çabasına girmeyen birey, var olanla yaşamayı seçer. Bu noktada düzen, bireyin onayıyla ayakta kalıyordur artık. "Seçme özgürlüğü" düzenin sunduğu çeşitlilik oranında vardır: Ya şu ya da bu" dur. Gündüz Vassaf ise, böylesi bir bir seçme özgürlüğü"nün tutsaklaştırıcı yanlarına dikkat çekerek "ya hep ya da hiç"i önerir... Ve totalitarizmi ayakta tutan kimi kavramların ne denli kof olduğunu gösterir. Gündüze karşı geceden, cennete karşı cehennemden, konuşmaya karşı sessizlikten, akla karşı delilikten, anlaşmaya karşı anlaşmazlıktan yana olur. Kahramanlığa karşı çıkar, "hain"leri savunur...
14 Kasım 2012 Çarşamba
TİKİ KABİLESİ/ADEM SARIKAYA
"Tiki Kabilesi", genç yazar Adem Sarıkaya’nın ilk romanı. Sarıkaya’nın fantastik romanı, yeni keşfedilmiş bir kıtaya şans eseri yolu düşen Sapsız Mahmut'un başından geçen maceraları hikâye ediyor. Yağmurla Yıkanan Tin, Ağlayan Bulut, Kayan Yıldız, Uçan Sıpa, Sapsız Mahmut ve Don Salvador gibi karakterlerin yer aldığı bu yeni dünyada, insanın varoluşsal kaygıları merkeze alınıyor. Her bir karakter kendi oluşunun sırlarını anlamlandırmaya çalışırken, aynı zamanda yaşadığı sıkıntılardan ve anlamsızlıklardan çıkma yollarını da araştıracaktır. Bir dörtleme olarak düşünülen kurgunun ikinci romanı da, "Barbaros’un Aslanları" ismiyle yayımlanacak.
Yine çok okuyup,çok düşünenlere tavsiye edeceğim eğlenceli bir roman.
KIZILCIK OPERASYONU/YÜCEL SARPDERE
Kızılcık Operasyonu, Yücel Sarpdere'nin ikinci mizah romanı. Yazarın, büyük beğeni toplayan ilk romanı Vatandaş Abuzer, mizah silahını 12 Eylül dönemine doğrultmuştu. Kızılcık Operasyonu'nda ise daha yakın bir dönemin olaylarına tanık oluyoruz. Romanın baş kahramanı Dilaver, aldığı cezalarla askerliği bir türlü bitmeyen, "kıdemli" bir askerdir. Bu arada birbirinden ilginç olaylar kahramanımızı önce sürgün bölüğüne, ardından da Somali'ye gidecek Türk bölüğü içinde ilk sıraya taşır. Ve sonra, beklenmedik bir dizi tesadüfün ardından, Dilaver'i askerlik görevini tamamlamış olarak küçük bir kıyı kasabasında görürüz. Olaylar birbirini kovalar, gelir, o adı büyük "operasyon"a dayanır... Bütün bu olaylar içinde toplumsal yapı, devlet organlarının işleyişi, insan ilişkileri keskin hatlarıyla karşımızda belirir. Katıla katıla gülme isteği uyandıran kitap, bizi yaşadığımız dünyanın gerçekleriyle yüz yüze getirerek ağzımızda acı bir tat da bırakıyor.
(Arka Kapak)
Gülmekten kırılarak okuduğum bir kitaptı.Fazla okuyup,fazla düşünenlerin gülme ihtiyacını karşılayacak nitelikte harika bir roman :)
11 Kasım 2012 Pazar
EŞİKALTI BÜYÜCÜLERİ/AHMET ŞERİF İZGÖREN
Yazarın kişisel gelişim ile iş ve yönetim alanlarında yazdığı on bir kitabın dokuzu on bin adedin üzerinde basılmıştır. Dikkat Vücudunuz Konuşuyor isimli kitabı 34 baskı yaparak beden dili alanında rekor sahibi olmuştur. Ayrıca liderlik, takım çalışması, yönetim ve iletişim konularında verdiği seminerlerle de tanınan Ahmet Şerif İzgören, son kitabı Eşikaltı Büyücüleri ile farklı bir konuya dikkat çekiyor.
İzgören, bu kitabında reklamların dile getirilmemiş yüzünü ortaya çıkararak bir ilke imza atıyor. Kelime, görüntü ve sesler vasıtasıyla bilinç algımızın sınırının altında yapılan etkileme çalışmasını 'Eşikaltı yöntemler' diye adlandırarak, reklamlarda kullanılan bu yöntemlerle dehşet, ölüm ve seks olgularının bilinçaltımıza yerleştirilmesini eleştirel bir dille anlatıyor. Altı yıllık bir araştırmayla sigara, alkollü içkiler, parfüm, otomobil, moda, gıda ve cep telefonu sektörlerinden onlarca reklamı bir araya getiren bu titiz çalışma Türkiye'de bir ilk olma özelliği ile de öne çıkıyor.
Yazar 'Son Söz' bölümünde konunun farklılığını şöyle açıklıyor: 'Kitabın içindeki yüzlerce örnek, on binlerce reklam arasından seçildi. Konuyla ilgili TV'de, gazetelerde bugüne kadar bir şey duymadım. Bu, bu alanda Türkiye'de yayımlanmış ilk kitap. Birkaç araştırmacı öğretim üyesi ve Eşikaltı reklamcılığını uygulayan birkaç reklamcı dışında konuyu bilen yok. Bakın bundan sonra TV ve gazetelere ne uzmanlar çıkmaya başlayacak.'
Bu kadar çok ve bu kadar farklı reklamda bu kadar benzer öğeye rastlamak aklımıza birkaç sorunun takılmasına neden oluyor: Gündelik hayatımızda her gün gördüğümüz sıradan ürünler, reklamlar ve görüntüler zannettiğimiz kadar masum mu? Her gün milyonlarca kişinin içtiği içeceklerin, giydiği elbiselerin televizyon, dergi ve gazetelerde gördüğümüz reklamların insanlara ölümü hissettirmesi, insan beyninin en ücra köşelerindeki bazı üstü örtülü mekanizmaları harekete geçirmesi mümkün mü?
(Tanıtım bülteninden)
Etiketler:
ahmet,
bilinçaltı,
büyücü,
eşikaltı,
izgören,
kitap,
kitappare,
reklam,
subliminal,
şerif
7 Kasım 2012 Çarşamba
SUBLIMINAL İŞGAL/SEFER DARICI
"İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına ikna etmekten kolaydır..."
-Mark Twain-
Kapitalizmin geçtiğimiz yüzyılın ortalarında keşfettiği ve ilk örnekleri sinema filmlerinde "25. Kare" tekniğiyle sinsice bilinçaltımıza nüfuz eden subliminal mesaj fenomeni artık çağımızda her yanımızı kuşatmış durumda. Reklamlar, dizi filmler, afişler, aklınıza gelebilecek bütün argümanlarla algı sistemimizi dumura uğratan, korteksimizi devre dışı bırakarak bize arzularımızı ihtiyacımızmış gibi empoze eden, profesyonelce uyguladığı arketiplerle bilincimizin etrafından bir yılan gibi süzülerek ruhumuzu muhasara altına alan bu ikna makinesinin tüm parçalarını sökerek onu deşifre eden Subliminal İşgal, Marx'ın, "Eğer kötülük olmasaydı tarih de olmazdı!" sözüne atıfta bulunarak hepimizi aydınlatmayı amaçlıyor.
Evet, her şey mükemmel olsaydı ne tespit edilecek bir çarpıklık ne de tarihe düşülecek bir not olurdu. Ama ne yazık ki bizler, özellikle de çocuklarımız büyük bir saldırı altındayız. Eğer bizi biz yapan bütün değerleri altüst eden, tüm zaaflarımızı sömüren, bir türlü doymayıp artık her şeyimizi talep eden sistemin bu son ve en büyük dayatmasına direnmek istiyorsak, önce onun yöntemlerini öğrenmek, sonra da savaşmak zorundayız...
(Tanıtım Bülteninden)
-Mark Twain-
Kapitalizmin geçtiğimiz yüzyılın ortalarında keşfettiği ve ilk örnekleri sinema filmlerinde "25. Kare" tekniğiyle sinsice bilinçaltımıza nüfuz eden subliminal mesaj fenomeni artık çağımızda her yanımızı kuşatmış durumda. Reklamlar, dizi filmler, afişler, aklınıza gelebilecek bütün argümanlarla algı sistemimizi dumura uğratan, korteksimizi devre dışı bırakarak bize arzularımızı ihtiyacımızmış gibi empoze eden, profesyonelce uyguladığı arketiplerle bilincimizin etrafından bir yılan gibi süzülerek ruhumuzu muhasara altına alan bu ikna makinesinin tüm parçalarını sökerek onu deşifre eden Subliminal İşgal, Marx'ın, "Eğer kötülük olmasaydı tarih de olmazdı!" sözüne atıfta bulunarak hepimizi aydınlatmayı amaçlıyor.
Evet, her şey mükemmel olsaydı ne tespit edilecek bir çarpıklık ne de tarihe düşülecek bir not olurdu. Ama ne yazık ki bizler, özellikle de çocuklarımız büyük bir saldırı altındayız. Eğer bizi biz yapan bütün değerleri altüst eden, tüm zaaflarımızı sömüren, bir türlü doymayıp artık her şeyimizi talep eden sistemin bu son ve en büyük dayatmasına direnmek istiyorsak, önce onun yöntemlerini öğrenmek, sonra da savaşmak zorundayız...
(Tanıtım Bülteninden)
Etiketler:
darıcı,
işgal,
kapitalizm,
kitap,
kitapevi,
kitappare,
sefer,
subliminal
4 Kasım 2012 Pazar
DELİLİĞE ÖVGÜ/ERASMUS
Erasmus (1469-1536) Rönesans hümanizminin en büyük temsilcilerindendir. İlk olarak 1511'de yayımlanan Deliliğe Övgü, güncelliğini zamanımıza değin koruyabilmiş başyapıtıdır. Erasmus, dostu Thomas More'u eğlendirmek için bir yolculuk sırasında bir haftada yazdığını söylediği Deliliğe Övgü'de şu soruyu sorar: İnsanoğlunun tüm zincirlerinden kurtulmasını ve salt özgürlüğe ulaşmasını sağlayan delilik değil midir? Gülmece bu çerçevede gelişir ve söz kendisini övmesi için deliliğe bırakır. Delilik, yaratıcısının savunduğu her şeyi eleştirerek gençliği, hayattan zevk ve neşe almayı, baş döndüren cinselliği över. Çocuklukta, yaşlılıkta, dostlukta, aşkta ve evlilikte, savaşta ve barışta, kendisinin insanlara nasıl egemen olduğunu ve onları nasıl mutlu kıldığını gösterir. Deliliğe Övgü, yazılışından günümüze felsefe ile gülmecenin birleştiği en yetkin ürünlerden biri olma özelliğini sürekli korumuş bir kitaptır.
O DA BİR ANA
1981'de Belfast'ta ki bir cezaevinde yapılan açlık grevinden hareketle çekilen Some Mother's Son,etkileyici bir politik drama.Terry George'un yönettiği film,IRA ile ilişkisi olduğu için hapse atılan Gerard Quigley ve annesi Kathleen'in yaşadıklarını anlatıyor.
Özellikle içinde bulunduğumuz süreçte,açlık grevlerine dikkat çekeceğini düşündüğüm bir film.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





