11 Ocak 2013 Cuma
RIFAT ILGAZ/UTANCIMI ANLATIYORUM
UTANCIMI ANLATIYORUM
Ölüm hiç özenilecek şey değil
Sevgilim ölümün güzeli yok
Bir çirkin oluyor insan görme
Sevmeyi düşünmeyi unutuyor
Ölecek misin ya bir meydanda öl
Ya da dağ başında kavgan için
Böyle yatakta miskince ölme
Önce ellerden başlıyor ölmek
Hiç yarım kalmış bardak gördün mü
Kurulmuş kol saati komodinin üstünde
Kitap gördün mü az önce okunmuş
Görmedin değil mi ben çok gördüm
Bu yüzden ölemiyorum kolay kolay
Hem ölmek de nerden aklıma geliyor
İnsanlar uzayda dolaşırken
Bütün ilaçları içiyorum yarım kalmasın diye
Bütün kitapları okuyup bitiriyorum
Boyuna kuruyorum saatimi
Getirdiğin portakalları yiyorum
Sana beğendirmek zorundayım kendimi
Bilmiyorsun direnmek zorundayım
Utanırım karşında ölmekten
Yaşıyorum böyle daha iyi
(1961)
Soluk Soluğa adlı şiir kitabından 1962
Bütün Şiirleri 1927-1991(Çınar Yayınları)
Rıfat ILGAZ
(Kaynak:siir.gen.tr)
8 Ocak 2013 Salı
7 Ocak 2013 Pazartesi
EVLİLİĞE KARŞI/GLENN CAMPBELL
Milyonlarca insanın hayatını etkileyen büyük bir sorunumuz var: Evlilik! Hayatın, her gün gözümüzün içine soktuğu gerçekler, artık nikah masalarındaki emanet kostümlerle maskelenemeyecek kadar çıplak: Evlilik giderek daha fazla sayıda insana hayatı zindan ediyor.
Etrafımızdaki her şey evliliğe işaret ediyor. Hemen hemen bütün dinler, ideolojiler ve rejimler evliliği teşvik ediyor. Eğitim, bilim, kültür, sanat ve gelenekler evliliği yüceltiyor. Çocukluktan yetişkinliğe kadar adeta evliliğe endekslenerek büyüyoruz. Kutsallığını sorgulamayalım diye her türlü yol ve yöntem deneniyor. Çarpıtma, yalan ve manipülasyon bazen gelenek kisvesi altında bazen de bilimsel bilgi kılığında üzerimize çörekleniyor.
İnsanlar adeta arkadan havuza itilir gibi evlilik kurumunun içine itiliyor. Sonra da, ya acı dolu bir alışma döneminin ardından mecburen kaderlerini kabulleniyorlar; ya da işler dayanılmaz boyutlara ulaştığında, proje büyük bir patlamayla havaya uçuyor. Evet, “mutlu evlilik” diyebileceğimiz örnekler de var ama çoğu durumda evlilik bireyin hayatında ciddi tahribatlar yaratıyor. Onlarca yıla ya da koca bir ömre yayılan trajedilere yol açabiliyor.
Peki evlilik denilen şey aslında nedir? Sevdiğim insanla bir hayat kurmak için neden toplumun ve devletin onayını almam gerekiyor? Bir ilişkinin nasıl yaşandığı mı önemlidir, yoksa onun belgelenmesi mi? Peki aşk, sevgi, sadakat ve ömür boyu sürmesi arzulanan bir beraberlik, resmi bir sözleşmeyle güvence altına alınabilir mi?
Kendisi de “evliliğin çemberinden” geçen Amerikalı yazar Glenn Campbell, evliliğe karşı adeta bir manifestoya dönüşen bu kitapta, evliliğin sosyal, yasal, ekonomik ve psikolojik sonuçlarını ele alıyor. Aklınızda kasvetli bir teorik kitap canlanmasın sakın! Çünkü Campbell, eksilmeyen bir ironi ve zengin örneklemelerle, gayet açık ve net, az ve öz konuşuyor.
Evlilik Nedir? - Bağlanma - Cinsellik ve Yakınlık - Narsisizmden Kurtulmak – Özgürlük – Sınırlar - Duygusal İlişki Teorileri - Güzellik Meselesi - Seçme Sorunu - Aşk Bir Hayır Kurumu Değildir - Evlilikte Komünizm Sorunu - İki Kişilik Bürokrasi - Reklam Aldatmacaları - Düğün Hastalığı - Charles ve Diana’nın Düğün Felaketi - Bağlılık ve Pazarlık - Sevmek ve Vermek - Kişilik - Paranın Gücü - Çocuklar - Akıl Hocaları ve Parazitler - Değişen İhtiyaçlar - Yatırım Etkisi - 1960’lardan Günümüze - Karanlık Yıldız Düeti - Aşk Bitip De Evlilik Bitmediğinde - Erkek ile Kadın Arasında Kırık Kalpler Güreşi - Seks Aldatmacası - Yeninin Baştan Çıkarıcılığı - Yaşam Sorunları - Kendi Platonuza Ulaşmak - Gelişimin Durması - Kendi Müzenize Tıkılıp Kalmak - Değişimin Kaçınılmazlığı - Büyük Boşanma Dalgası: Tsunami Bize Doğru Geliyor! - Eşcinsel Evlilikler Yasaklansın (Heteroseksüel Evlilikler De)! - Ölüm Yardımları
(Kaynak:yenikitaplar.org)
Etrafımızdaki her şey evliliğe işaret ediyor. Hemen hemen bütün dinler, ideolojiler ve rejimler evliliği teşvik ediyor. Eğitim, bilim, kültür, sanat ve gelenekler evliliği yüceltiyor. Çocukluktan yetişkinliğe kadar adeta evliliğe endekslenerek büyüyoruz. Kutsallığını sorgulamayalım diye her türlü yol ve yöntem deneniyor. Çarpıtma, yalan ve manipülasyon bazen gelenek kisvesi altında bazen de bilimsel bilgi kılığında üzerimize çörekleniyor.
İnsanlar adeta arkadan havuza itilir gibi evlilik kurumunun içine itiliyor. Sonra da, ya acı dolu bir alışma döneminin ardından mecburen kaderlerini kabulleniyorlar; ya da işler dayanılmaz boyutlara ulaştığında, proje büyük bir patlamayla havaya uçuyor. Evet, “mutlu evlilik” diyebileceğimiz örnekler de var ama çoğu durumda evlilik bireyin hayatında ciddi tahribatlar yaratıyor. Onlarca yıla ya da koca bir ömre yayılan trajedilere yol açabiliyor.
Peki evlilik denilen şey aslında nedir? Sevdiğim insanla bir hayat kurmak için neden toplumun ve devletin onayını almam gerekiyor? Bir ilişkinin nasıl yaşandığı mı önemlidir, yoksa onun belgelenmesi mi? Peki aşk, sevgi, sadakat ve ömür boyu sürmesi arzulanan bir beraberlik, resmi bir sözleşmeyle güvence altına alınabilir mi?
Kendisi de “evliliğin çemberinden” geçen Amerikalı yazar Glenn Campbell, evliliğe karşı adeta bir manifestoya dönüşen bu kitapta, evliliğin sosyal, yasal, ekonomik ve psikolojik sonuçlarını ele alıyor. Aklınızda kasvetli bir teorik kitap canlanmasın sakın! Çünkü Campbell, eksilmeyen bir ironi ve zengin örneklemelerle, gayet açık ve net, az ve öz konuşuyor.
Evlilik Nedir? - Bağlanma - Cinsellik ve Yakınlık - Narsisizmden Kurtulmak – Özgürlük – Sınırlar - Duygusal İlişki Teorileri - Güzellik Meselesi - Seçme Sorunu - Aşk Bir Hayır Kurumu Değildir - Evlilikte Komünizm Sorunu - İki Kişilik Bürokrasi - Reklam Aldatmacaları - Düğün Hastalığı - Charles ve Diana’nın Düğün Felaketi - Bağlılık ve Pazarlık - Sevmek ve Vermek - Kişilik - Paranın Gücü - Çocuklar - Akıl Hocaları ve Parazitler - Değişen İhtiyaçlar - Yatırım Etkisi - 1960’lardan Günümüze - Karanlık Yıldız Düeti - Aşk Bitip De Evlilik Bitmediğinde - Erkek ile Kadın Arasında Kırık Kalpler Güreşi - Seks Aldatmacası - Yeninin Baştan Çıkarıcılığı - Yaşam Sorunları - Kendi Platonuza Ulaşmak - Gelişimin Durması - Kendi Müzenize Tıkılıp Kalmak - Değişimin Kaçınılmazlığı - Büyük Boşanma Dalgası: Tsunami Bize Doğru Geliyor! - Eşcinsel Evlilikler Yasaklansın (Heteroseksüel Evlilikler De)! - Ölüm Yardımları
(Kaynak:yenikitaplar.org)
6 Ocak 2013 Pazar
DİL FELSEFESİ/ATAKAN ALTINÖRS
Dilin mahiyetini/neliğini düşünce, kültür, varlık ile ilişkilerinde soruşturan yanıyla felsefeyi konu alan 50 Soruda Dil Felsefesi, “50 Soruda” dizisinin 14. kitabı. Yazarı Atakan Altınörs’ün Antikçağ’dan günümüze felsefe tarihinde dil hakkında ortaya konmuş başlıca görüşleri anlaşılır ve rahat okunan bir üslupla sunduğu kitapta yer alan bazı sorular şunlar:
Dil felsefesinin dilbilimden ayrılan yönü nedir? Hayvanlar arasındaki iletişim biçimleri bir dil meydana getirir mi? Dilin kökeni neden bir felsefî sorundur? Anlam nedir? Antikçağ felsefesinde dile nasıl yaklaşılmıştır? Ortaçağ’da dil felsefesinde tartışılan başlıca konular nelerdir? Descartes’ın dil felsefesi alanındaki önemi nedir? Berkeley’in dil anlayışı nasıl tasvir edilebilir? Rousseau’nun dil felsefesi alanındaki görüşleri nasıl özetlenebilir? Marksizm dile nasıl yaklaşır? Mantıkçı pozitivizmin dile yaklaşımı nasıldır? Chomsky’nin dil görüşü nasıl özetlenebilir?
(Kaynak:bilimvegelecek.com)
Dil felsefesinin dilbilimden ayrılan yönü nedir? Hayvanlar arasındaki iletişim biçimleri bir dil meydana getirir mi? Dilin kökeni neden bir felsefî sorundur? Anlam nedir? Antikçağ felsefesinde dile nasıl yaklaşılmıştır? Ortaçağ’da dil felsefesinde tartışılan başlıca konular nelerdir? Descartes’ın dil felsefesi alanındaki önemi nedir? Berkeley’in dil anlayışı nasıl tasvir edilebilir? Rousseau’nun dil felsefesi alanındaki görüşleri nasıl özetlenebilir? Marksizm dile nasıl yaklaşır? Mantıkçı pozitivizmin dile yaklaşımı nasıldır? Chomsky’nin dil görüşü nasıl özetlenebilir?
(Kaynak:bilimvegelecek.com)
DÜŞÜŞ/ALBERT CAMUS
Albert Camus çağdaş düşün ve yazın dünyasındaki saygın yerini yalnızca oyunlarıyla da, yalnızca "Sisifos Söyleni" ve "Başkaldıran İnsan"la da alırdı belki. Ama Camus'yü Camus yapan öncelikle anlatı yapıtlarıdır. "Yabancı" (1942), "Veba" (1947) ve "Düşüş"se (1956) bu yapıtlar arasında üç büyük doruktur. Ancak, kimi yazınseverler bu üç başyapıt arasında daha çok "Düşüş"ü yeğlerler. Bu kitap, herhangi bir düşünce ya da savı özellikle öne çıkarmaya çalışmadan, yalın bir anlatım ve özgün bir kurgu içinde, zengin bir düşünce duygu yüküyle, çağdaş dünyayı ve insanlarını derinlemesine sorgulayıp yargılar, çirkinliklerini ve düşkünlüklerini sergiler. Ama, aynı zamanda, bu dünyada yaşayan, dolayısıyla şu ya da bu biçimde, şu ya da bu ölçüde onun sorumluluğunu taşıyan bireyler olarak tek tek her birimize bir ayna tutar, eski avukat Jean-Baptiste Clamence'ın öyküsü aracılığıyla, bize kendini tehlikeye atmadan yaşayanların, yani hepimizin ve her birimizin benzersiz öyküsünü anlatır.
"Artık çok geç, her zaman hep geç olacak"
ANNA KARENINA/LEV TOLSTOY
Anna Karenina
Anna Karenina, Rus aristokrasisine mensup şık ve güzel bir kadındır. Kibarlığı ve saygıdeğer kişiliği ile çevresinde hayranlık uyandırmaktadır. Kocası, yüksek bir devlet memurudur. Anna Ka-renina’nın monoton bir evlilik hayatı vardır; bütün mutluluğu evinde ve çok sevdiği çocuğunda bulmaktadır.
Bir gün, Anna Karenina’ya, ağabeyi ile yengesinin aralarının açıldığı haberi gelir. Anna onları barıştırmak için Moskova’ya gider. Orada Vronski adında yakışıklı, genç bir kontla tanışır. Kontun, Anna’nın akrabası olan bir genç kızla seviştiği haberi ortalıkta dolaşmaktadır. Aslında Kont Vronski, ilk görüşte Anna’ya hayran olmuş ve genç kadına kur yapmaya başlamıştır. Önceleri ilgisiz davranmaya çalışan Anna, bir süre sonra dayanamaz, Vronski’nin aşkına karşılık verir. Bu durum birçok dedikoduya neden olur. Genç kadın bunları umursamaz. Hatta durumu, kocasına bile anlatır. Ağırbaşlı, dedikodudan korkan bir adam olan kocası, karısının itirafları karşısında sarsılır, ama belli etmez. Çevreye karşı itibarlarının sarsılmaması için boşanmayı reddeder. Kocası, Anna’ya, çocuğunun geleceğini düşünerek bu ilişkiye son vermesini ister. Fakat Anna, Vronski’yle birlikte İtalya’ya kaçar.
Anna ile Vronski İtalya’da gözlerden ırak yaşarlar. Dönüşlerinde hiç kimse onlarla arkadaşlık yapmak istemez; dışlanırlar. Bu durum Anna’nın sinirlerini iyice bozar. Sevgilisiyle aralarında huzursuzluk başlar. Vronski de kayıtsız, içe dönük bir kişi olmuştur. Anna, Vronski’nin artık kendisini sevmediğini düşünmeye başlar. İyice bunalıma girer. Yaptıklarından büyük pişmanlık duyar ve sonunda intihar eder.
Anna’nın ölümünden sonra Vronski de manevi bir çöküntü içine girer. Çareyi orduya yazılmakta bulur.
Tolstoy
Rus edebiyatının tanınmış romanlarından olan Anna Karenina, realist bir eserdir. Tolstoy, bu eserinde kişileri tek tek ruhsal açıdan incelemiş, romanına psikolojik boyut kazandırmıştır. Anna Karenina’da dürüst bir ev liliğin getirdiği mutlulukla evlilikteki yasak aşkın yol açtığı yıkım anlatılır. Bu romandan 19. yüzyıl Rus aile yapısı hakkında bilgiler edinilebilir.
(Kaynak:edebiyatfakultesi.com)
Anna Karenina, Rus aristokrasisine mensup şık ve güzel bir kadındır. Kibarlığı ve saygıdeğer kişiliği ile çevresinde hayranlık uyandırmaktadır. Kocası, yüksek bir devlet memurudur. Anna Ka-renina’nın monoton bir evlilik hayatı vardır; bütün mutluluğu evinde ve çok sevdiği çocuğunda bulmaktadır.
Bir gün, Anna Karenina’ya, ağabeyi ile yengesinin aralarının açıldığı haberi gelir. Anna onları barıştırmak için Moskova’ya gider. Orada Vronski adında yakışıklı, genç bir kontla tanışır. Kontun, Anna’nın akrabası olan bir genç kızla seviştiği haberi ortalıkta dolaşmaktadır. Aslında Kont Vronski, ilk görüşte Anna’ya hayran olmuş ve genç kadına kur yapmaya başlamıştır. Önceleri ilgisiz davranmaya çalışan Anna, bir süre sonra dayanamaz, Vronski’nin aşkına karşılık verir. Bu durum birçok dedikoduya neden olur. Genç kadın bunları umursamaz. Hatta durumu, kocasına bile anlatır. Ağırbaşlı, dedikodudan korkan bir adam olan kocası, karısının itirafları karşısında sarsılır, ama belli etmez. Çevreye karşı itibarlarının sarsılmaması için boşanmayı reddeder. Kocası, Anna’ya, çocuğunun geleceğini düşünerek bu ilişkiye son vermesini ister. Fakat Anna, Vronski’yle birlikte İtalya’ya kaçar.
Anna ile Vronski İtalya’da gözlerden ırak yaşarlar. Dönüşlerinde hiç kimse onlarla arkadaşlık yapmak istemez; dışlanırlar. Bu durum Anna’nın sinirlerini iyice bozar. Sevgilisiyle aralarında huzursuzluk başlar. Vronski de kayıtsız, içe dönük bir kişi olmuştur. Anna, Vronski’nin artık kendisini sevmediğini düşünmeye başlar. İyice bunalıma girer. Yaptıklarından büyük pişmanlık duyar ve sonunda intihar eder.
Anna’nın ölümünden sonra Vronski de manevi bir çöküntü içine girer. Çareyi orduya yazılmakta bulur.
Tolstoy
Rus edebiyatının tanınmış romanlarından olan Anna Karenina, realist bir eserdir. Tolstoy, bu eserinde kişileri tek tek ruhsal açıdan incelemiş, romanına psikolojik boyut kazandırmıştır. Anna Karenina’da dürüst bir ev liliğin getirdiği mutlulukla evlilikteki yasak aşkın yol açtığı yıkım anlatılır. Bu romandan 19. yüzyıl Rus aile yapısı hakkında bilgiler edinilebilir.
(Kaynak:edebiyatfakultesi.com)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






