kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Mart 2013 Pazar
13 Aralık 2012 Perşembe
FİLLER SULTANI İLE KIRMIZI SAKALLI TOPAL KARINCA/YAŞAR KEMAL
Filler Sultanı'nda bir halk masalından yola çıkılarak güç ve haklılık arasındaki ilişki ele alınmıştır. Filler Sultanı gücüne güvenerek karıncalara savaş açar. Haklı ya da haksız olmak onun için önemli değildir. Gücünü kendinden milyonlarca kez küçük karıncalar üzerinde denemektir niyeti. Ancak karıncalar birleşir ve haksızlığa boyun eğmeden filler sultanlığını devirirler.
16 Kasım 2012 Cuma
ÇIPLAK DENİZ ÇIPLAK ADA/YAŞAR KEMAL
Yaşar Kemalin Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana romanı ile başlayan, Karıncanın Su İçtiği ve Tanyeri Horozları kitaplarıyla devam eden Bir Ada Hikayesi dörtlemesi, son kitabı Çıplak Deniz Çıplak Ada ile tamamlandı.
Bir Ada Hikâyesi dörtlüsü, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların, Yunanistana gönderilen Rumların boşalttığı bir adada yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alır. Umut romanın başkahramanıdır. Dörtleme hem bir Yaşar Kemal klasiğidir hem de diliyle, yarattığı kişilerle, yarattığı doğayla Yaşar Kemalin romancılığında önemli bir yeniliği işaret eder. Yaşar Kemal, mitos yaratıcısıdır Ağıtların diliyle, kendi özgün dilini (hiçbir yazara benzemez ve asla taklit edilemez) harmanlamış, çeviride bile yitmeyen anlatısını kurmuştur. Bu dörtlüyse, tarihle destanların kaynaşmasıdır. Yaşar Kemal tarihi roman yazmaz bu dörtlüde, bir tarih var eder.
Çıplak Deniz Çıplak Ada, Yaşar Kemalin yerlerinden edilen insanların Egede bir adada yeni bir yaşam kurma çabalarının destansı öyküsü Bir Ada Hikâyesinin dördüncü ve son kitabı. Dörtlünün bu son romanında, geçmişin yaraları kapanmaya yüz tutmuş ama izleri kalmıştır Ağaefendiyle Melek Hatun, Poyrazla Zehra, Ali Hüseyinle Nesibe muradına erecektir; Lena Ananın hasretle yollarını beklediği kayıp oğulları da geri dönmüştür ama balıkçıların reisi Hıristonun başına beklenmedik bir olay gelir.
12 Ağustos 2012 Pazar
HAZİRANDA ÖLMEK ZOR / HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL
-Orhan Kemal'in güzel anısına-
işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
sokağa çıkmak yasak
sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur
çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara
sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri
asacaklar aydemir'i
asacaklar gürcan'ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi
asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?
asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!
sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!
neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı
işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum
asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak
ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?
asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?
kökü burda
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü memet diye diye
şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
memet!»
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?
kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?
«uyarına gelirse
tepemde bir de çınar»
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?
yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü
bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
nâzım ustanın
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
11 Ağustos 2012 Cumartesi
YAŞAR KEMAL/DEMİRCİLER ÇARŞISI

''O İYİ İNSANLAR,
O GÜZEL ATLARA
BİNİP ÇEKİP
GİTTİLER.
DEMİRİN
TUNCUNA,
İNSANIN PİÇİNE
KALDIK.''
Yaşar Kemal'in o destansı üslubuyla okuyanı sarıp sarmalayan, bilmediği bir dünyanın içine çeken "Demirciler Çarşısı Cinayeti" adlı romanı bu cümleyle başlar bu cümleyle biter. Hani şu romanı okumayanların bile dillerine pelesenk olan cümle: "O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler..." Romanı yıllar evvel okumuştum. Elimdeki baskısı 1980 yılının. Ankara'da Tekin Yayınevi'nde basılmış. Hala duruyor mu bilmem? İtiraf edeyim okuduğum zaman sadece anlatımın edebiliğine kapılmış yıllar sonra bu cümleyi bu kadar hem de hüzünle hatırlayacağım aklıma dahi gelmemişti. Oysa şimdilerde hatırıma gelmediği gün yok gibi!
"O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler..." Ne kadar anlam yüklü, ne kadar iç sızlatıcı bir cümle! Hele yaşadığımız ülkenin geçmişiyle bugününü düşününce! Her neslin kayıp bir nesil olduğu ülkemizde giderek artan yozlaşmayı, sanki toparlanamayacakmışçasına bozulup dağılan toplumdaki çürümeyi düşününce... Romanda aralıklı olarak anlatılan bölümler biraraya getirilerek bir özet çıkarılmış internette. Pek çok sitede, blogda rastlamak mümkün. Hüzünle, içim acıyarak hatırlayışımın nedenini bundan daha güzel anlatamayacağım için bu özeti aktarmak istiyorum. Hem belki anlatımın büyüsüne kapılıp romanı okumak isteyenler olabilir:
"Dünyayı dolaşan genç adam güzel bir şehre geldi. Gözleri Emir Sultanıngözlerine benzerdi. Kaşları çatık, rengi yanık sarı, kalın dudakları soluk.İnce, uzun boylu. Erkeğin yakışıklısı dünyadaki en güzel yaratıktır. Dünyada bir arap atının tayı güzel olur, bir de erkeğin yakışıklısı. Genç adam atındanindi, baktı ki bu şehir başka, öteki şehirlere hiç benzemiyor. Şehrin insanları dünyanın en kanı sıcak, en cana yakın insanları. Konuk için dersen deli divane oluyorlar. Fıkarası yok gibi, zengini de cömert. Bet bereket dersen yedi iklim dört bucaktan taşıyor. Bütün şehrin insanlarının yüzyıllardan beri büyük bir mutluluk içinde oldukları besbelli. Bura halkının hiç mi hiç bir şeyden şikayetleri yok. Bir şikayetleri varsa o da ölümden. Herhal ölüm bile güzel olur bu şehirde. Yolcu böyle düşündü. Bu şehirde bir de çok güzel atlar vardı. Küheylan, seklavisi, cins cins, don don. Dorusu doruların en parlağı, alı kırı, kulası, abeşi, demirkırı, yağızı da öyle. Burada atların donları da bir başka. Her bir atlar ki tüyleri yıldır yıldır. Her birisi sürmeli gözlü ceren gibi. Tıpkı. Adam bu güzel şehre, bu iyi insanlara, bu cins atlara hayran kaldı. Bu şehirde bir süre kaldı. Sonra ayrıldı. Bundan sonra da nereye gittiyse, kimi gördüyse yıllar yılı bu şehri, bu insanları, bu atları söyledi. Dilinden düşürmedi. Hayranlığını bir ömür dile gitirip, bütün insanları da bu şehre hayran kıldı. Adam çok yaşlandı. Günlerden bir gün kendi kendine dedi ki, ölmeden, şu güzelim dünyayı terketmeden varayım da o güzel şehri, o iyi insanları, o soylu atları bir daha göreyim de, hiç olmazsa, şu dünyadan ağız tadıyla ayrılayım. Ora senin, bura benim günlerce yol tepti, bir sabah iyi insanların, güzel atların mutlu şehrine geldi. Geldi ki ne görsün, şehir ne oeski şehir, insanlar ne o eski insanlar, atlar da yok. Her şey değişmiş, her şey bambaşka. O eski konuksever, her bir sözleri cana can katan kişiler verdiği selamı bile almıyorlar. Geldi ki ne görsün, yalnız selamını almamak değil, yüzüne bile bakmıyorlar. Yüzleri kara, karanlık, mutsuz. Şehrin büyük çayıları, ovası, tarlaları, ahırları da bomboş. O ceren gibi atların imi timi yok. Adam şaşkınlığından, kederinden ne edeceğini bilemedi. Beli büküldü. Issız, yıkık, bir örene dönmüş şehri lal-ü ebkem dolaşırken o eski, mutlu günlerden kalmış yaşlı bir adama rastladı. Adam sırtını bir hanın yıkık duvarına vermiş, güneşleniyordu. Ak sakalı kir içinde, kızarmış hastalıklı gözlerine sinekler üşüşmüş. Kederinden dişleri kenetlenmiş, sakalı ak, sakalı kirli, aydınlık yüzlü, geniş alınlı duvar dibinde güneşlenen yaşlı adama sordu: "Bir zamanlar bu şehirde konuksever, sıcak yürekli, dost canlısı iyi insanlar, ceren gibi, kırmızı mercan gözlü, uzun boyunlu, kalem kulaklı, suna gibi cins atlar vardı. Onlara ne oldu?" Yaşlı adamdır ki, azıcık doğruldu, ak saklı kirli, titredi, yüzü eski bir ışıkla parıldadı, derin bir aaah dedi, ciğeri söken. Aaaah! Duvara sırtını iyice verdi. Neden sonra gözlerini açtı: "O iyi insanlar," dedi, "o güzel atlara bindiler çekip gittiler... Aaaah! Aaaaah! Aaaaaah!"
(İlknuryamak.blogspot'tan alınmıştır)
22 Temmuz 2012 Pazar
ÇIPLAK DENİZ ÇIPLAK ADA
BİR ADA HİKAYESİ 4 GELİYOR...
10 yıldır beklenen roman çıkıyor
Yaşar Kemal merakla beklenen son romanını tamamladı. Bir Ada Hikayesi'nin dördüncü cildi olan 'Çıplak Deniz Çıplak Ada' sonbaharda yayımlanacak.
... Bir Ada Hikayesi, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alıyor.
Yaşar Kemal'in başta üç kitap olarak tasarladığı romanı 'Bir Ada Hikayesi'nin ilk cildi 'Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana' 1998'de yayımlanmıştı. 2002'de ikinci kitap 'Karıncanın Su İçtiği' ile üçüncü kitap 'Tan Yeri Horozları' art arda çıkmıştı...
10 yıldır beklenen roman çıkıyor
Yaşar Kemal merakla beklenen son romanını tamamladı. Bir Ada Hikayesi'nin dördüncü cildi olan 'Çıplak Deniz Çıplak Ada' sonbaharda yayımlanacak.
... Bir Ada Hikayesi, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alıyor.
Yaşar Kemal'in başta üç kitap olarak tasarladığı romanı 'Bir Ada Hikayesi'nin ilk cildi 'Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana' 1998'de yayımlanmıştı. 2002'de ikinci kitap 'Karıncanın Su İçtiği' ile üçüncü kitap 'Tan Yeri Horozları' art arda çıkmıştı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




