yaşar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2013 Salı

SAHİBİNİ ARAYAN MEKTUPLAR/10.MEKTUP


dün bir şiir daha yazdım senin için. 

önce tuttum karşıma oturttum seni, 
konuşturdum, güldürdüm, ağlattım. 
her halin hoşuma gidiyordu. 
kadındın, ama önce insandın. 
güzeldin, ama önce iyiydin. 
elbette seni yazacaktım, senin için yazacaktım. 
bana ( çok yazıyorsun ) diyorlar. 
bir insana ( sen çok yaşıyorsun, öl artık ) denir mi? 

benim yaşamam ve şiirim birbirinden ayrı şeyler değil ki! 
yaşarken şairliğimi yaşıyorum ben. 
yürürken, konuşurken, sevişirken hep şairliğimin içindeyim, o da benim içimde. 
birbirimizi tamamlıyoruz durmadan. 

sen hiç denize baktığın zaman bir orman gördün mü? 
dağların gökyüzüne en yakın olduğu yerde yeraltı nehirlerini düşündün mü hiç? 
öpüşürken, sevişirken açların, yoksulların yüreği çarptı mı sende? 
güldüğün zaman afrika`da isimsiz bir zenciyi hatırlayıp, onun büyük acısını duydun mu derinden? 

senin o güzel gözlerin bende yalnız seni görüyor. 
seviyorsan beni seviyorsun, beni istiyorsun benden. 
oysaki ben sende bütün insanlığı, güzelliği seviyorum. 
al gözlerimi de kendine bir benim gözlerimle bak. 
gör, ne kadar erişilmez, ne kadar yüce olduğunu. 
her maddenin bir atomu olduğu gibi bir şiiriyeti de vardır. 
bilgin atomu parçalayan, sanatçı ise şiiriyeti bulan, işleyen ve onu sanat haline getiren insandır. 
şiir bir köprüdür madde ile ruh arasında. şiir güzelliğin en yoğun ifadesidir ve nefes alışıdır duygularımızın. 
atom gücü, elektik gücü gibi bir de şiir gücü vardır dünyada. 
sanatçı bu gücü ellerinde tutan kimsedir işte. onu şiir, müzik, 
heykel ve resim haline getiren mutlu kişidir o.. 

her zaman, her yerde söylemişimdir. ( hayatımdan şairliğimi çıkarırsanız geriye önemli bir şey kalmaz ) diye. yazmamı bana çok görmeyin.... 

13 Aralık 2012 Perşembe

FİLLER SULTANI İLE KIRMIZI SAKALLI TOPAL KARINCA/YAŞAR KEMAL


   Filler Sultanı'nda bir halk masalından yola çıkılarak güç ve haklılık arasındaki ilişki ele alınmıştır. Filler Sultanı gücüne güvenerek karıncalara savaş açar. Haklı ya da haksız olmak onun için önemli değildir. Gücünü kendinden milyonlarca kez küçük karıncalar üzerinde denemektir niyeti. Ancak karıncalar birleşir ve haksızlığa boyun eğmeden filler sultanlığını devirirler.

17 Kasım 2012 Cumartesi

SAHİBİNİ ARAYAN MEKTUPLAR/25. MEKTUP


Bugün bendeki resimlerini ve mektuplarını yakıyorum. Küllerini sana göndereceğim. 

işte! Hepsi önümde duruyor. Şu resim çekilirken karşında ben vardım, hatırladın mı? Üzerini < Seni daima seveceğim > diyerek imzalamışsın. Bu seni en çok anlatan resimdi biliyorum. Bana en yakın olduğun resimdi... Karşında ben vardım, gözlerin gözlerimdeydi... için benimle doluydu, bakışların gibi. Önce bu resmini yakacağım, bu en çok sen olan resmini. Sonra da diğerlerini yakacağım. Hepsi birer birer kıvrılıp kül olacak sonunda. 

Ya mektupların? Her birini çok çok öptüğüm mektupların... Satır satır içimde çakılı duran mektupların. Onlar da yanacak. Senden madde olan hiçbir şey kalmasın bende, istemiyorum. içimde bıraktığın eziklik yeter artık. Artık seninle değil, verdiğin acılarla avunacağım. Seni bütün arzuların üzerinde, bütün özlemlerin ötesinde seveceğim artık. Sensiz bir dünya yaratacağım senden. Dünya duracak ama sen durmayacaksın. Zaman bitecek, ama sen bitmeyeceksin. Bir gün bütün çiçekleri solacak bahçelerin, yıldızlar ışık vermeyecek, güneş doğmayacak hiç. Ama sen solmayacaksın, sen eksilmeyeceksin. Seni maddenin dışına çıkarıyorum. Ölümsüzlüğün kapılarını açıyorum sana.. Anlamıyor musun? 

Daha düne kadar her yerini ayrı ayrı seviyordum. Ellerini tuttuğum zamanlar ürperirdim, başım dönerdi gözlerine bakınca. Dudakların her öpüşte yeniden dünyaya getirirdi beni. Al işte, hepsini sana bırakıyorum. Güzelliğin de senin olsun dişiliğin de.. Göreceksin, bir gün her yerin şu mektuplar, şu resimler gibi kül olup dağılacak. Bir tel bile kalmayacak saçlarından. Niceleri gibi sen de göçüp gideceksin bir gün.. Önce güzeliğin terk edecek seni. Ellerin buruşacak, belin bükülecek, ak pak olacak saçların. Boş bir çuvala döneceksin. Gözlerinde o vahşi pırıltı kalmayacak, bütün ateşi sönecek dudaklarının...Ama ben o halinle bile seni terketmeyeceğim. Çünkü benim içimde hep bugünkü gibi kalacaksın. Taptaze, sımsıcak ve korkunç güzel! Yalnız benim gözlerimde bir manası olacak bakışlarının. Ben yok olduğum zaman da satırlarımda yaşayacaksın. Hiç ihtiyarlamadan, hiç değişmeden, hiç tükenmeden... Adım adınla anılacak, adın adımla.. 

Mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde bulamasam, o zaman da kendimi yakardım. Şu herkeste seni gören gözlerimi, şu her yerde sana koşan ayaklarımı ve şu her zaman sana yazan ellerimi yakardım. Tenimden yükselen alevler ta Allaha kadar uzanır, ona çaresizliğimi anlatırdı. Seni güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin hayal kırıklığına uğratmamak için, şimdi benim yerime, senden kalanları yakacağım. Ben yaşadıkça, varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak. Unutma; seni sevdiğim için ölebilirdim, seni sevdiğim için yaşayacağım. Biraz sonra mektuplarınla resimlerni tutuşturacak bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. Her şeyiyle onu sana bırakıyorum. Hayatın senin olsun. istersen hayatım da.. Ama sen kendinin bile olamayacaksın artık. Ben yaşadıkca, adım söylendikçe... 

Seni bensizliğe ve kendimi sana mahkum ediyorum...

Ümit Yaşar Oğuzcan

SAHİBİNİ ARAYAN MEKTUPLAR/9. MEKTUP


kimdi o? yanındaki kimdi? ne konuşuyordunuz? işte buna dayanamam. kahrolurum.

dün gece ne yaptın? nereye gittin? ah otursaydın, beni düşünseydin ya? eğlenebildin mi bari? yatarken ne okudun? sonra iyi uyuyabildin mi? rüyanda neler gördün? söylesene.. anladım artık beni sevmiyorsun. sevdiğini sanmakla yanılmışım. zaten çirkin bir adamım ben, sinirliyim. kıskancım. fazla hisliyim. suçluyum. kendimi sevgilerimin bencilliğinden kurtaramadım. zayıf, bencil bir adamım öyleyse. sonra yalancıyım, iki yüzlüyüm. seninle konuşurken seninle yatmayı düşünüyorum. sevgiyle elini tuttuğum zaman, aslında kalçalarını tutuyorum. bilmiyorsun. kendime göre hesaplarım var benim. yanımda olman gurur veriyor,sevinç veriyor bana. fakat sana kimse bakmasın istiyorum, kimse konuşmasın seninle. hep benim ol. günün her saatinde ve ölünceye kadar benim ol.

beni seviyor musun? evet mi? öyleyse söyle. kimdi o? yanındaki kimdi? nereye gidiyordunuz? seven zalimdir biliyorsun, aşk egoisttir. sen zalim olma. anlamıyorsun, anlamıyorsun.... biraz anla beni. sana sitem etmeyeceğim artık. bütün suç benim. seni bu kadar sevmemeliydim. şu köhne ve utanmaz dünyada ne bir kimse bu kadar sevilmeye değer, ne de bir kimsenin bu kadar sevilmeye hakkı var. kendimizi ne sanıyoruz? biz kimiz? sus cevap verme. teselliye ihtiyacım yok.

seni bu kadar sevmenin cezasını kendime ödeteceğim. göreceksin...


Ümit Yaşar Oğuzcan 

16 Kasım 2012 Cuma

ÇIPLAK DENİZ ÇIPLAK ADA/YAŞAR KEMAL



Yaşar Kemalin Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana romanı ile başlayan, Karıncanın Su İçtiği ve Tanyeri Horozları kitaplarıyla devam eden Bir Ada Hikayesi dörtlemesi, son kitabı Çıplak Deniz Çıplak Ada ile tamamlandı.
Bir Ada Hikâyesi dörtlüsü, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların, Yunanistana gönderilen Rumların boşalttığı bir adada yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alır. Umut romanın başkahramanıdır. Dörtleme hem bir Yaşar Kemal klasiğidir hem de diliyle, yarattığı kişilerle, yarattığı doğayla Yaşar Kemalin romancılığında önemli bir yeniliği işaret eder. Yaşar Kemal, mitos yaratıcısıdır Ağıtların diliyle, kendi özgün dilini (hiçbir yazara benzemez ve asla taklit edilemez) harmanlamış, çeviride bile yitmeyen anlatısını kurmuştur. Bu dörtlüyse, tarihle destanların kaynaşmasıdır. Yaşar Kemal tarihi roman yazmaz bu dörtlüde, bir tarih var eder.
Çıplak Deniz Çıplak Ada, Yaşar Kemalin yerlerinden edilen insanların Egede bir adada yeni bir yaşam kurma çabalarının destansı öyküsü Bir Ada Hikâyesinin dördüncü ve son kitabı. Dörtlünün bu son romanında, geçmişin yaraları kapanmaya yüz tutmuş ama izleri kalmıştır Ağaefendiyle Melek Hatun, Poyrazla Zehra, Ali Hüseyinle Nesibe muradına erecektir; Lena Ananın hasretle yollarını beklediği kayıp oğulları da geri dönmüştür ama balıkçıların reisi Hıristonun başına beklenmedik bir olay gelir.


29 Eylül 2012 Cumartesi

SAHİBİNİ ARAYAN MEKTUPLAR 8. MEKTUP

 
8. MEKTUP
bana çılgın diyorsun, seni sevdiğim için. yanılıyorsun, sevmek çılgınlık değil. sevmek insan tarafımızı bulmamızdır bence. biraz da yaklaşmamızdır tanrıya zaman zaman.

dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere acımalı. o ot gelip, ot gidenlere acımalı. sevebilen insan kendini keşfetmiş insandır. talihli insandır. çektiği bütün acılara rağmen; mutlu, kıvançlı insandır o.

aşktır yücelten bizi ve derinliğimiz aşktandır. gerisi boş, yalan. aşksa, sevmektir. durmadan, nefes alırcasına sevmektir. sevmekle sevilmek ayrı şeyler...sevilmeyi çoğaltmak, ona bir başka şekil vermek, daha da yoğunlaştırmak onu elimizde değil. oysa ki sevgimizi dilediğimiz gibi yoğurabilir, dilediğimiz şekli verebiliriz ona.. derinlikse derinlik, yükseklikse yükseklik, genişlikse genişlik. sevmekte gücümüz var, irademiz var, aklımız var. biz varız sevmekte. sevmek yaratmaktır bir bakıma. sevilmekse yaratılmak.. demek ki biz seninle birbirimizi yaratıyoruz durmadan. sen beni yarattıkça güzelsin işte ve ben seni yarattıkça güçlüyüm, daha bir insanım.

beni sevmeseydin yine bir şey değişmeyecekti benim için. sen biraz eksik kalacaktın biraz sen kaybedecektin. o kadar.. şimdi insanların en güzeliyiz, en iyisiyiz elbette. seviyoruz seviliyoruz. sevgimi anlamadığın ve ona saygı göstermediğin anda ölebilirim. karşılık vermediğin anda değil.

birbirimizi yeniden yaratmaya devam edelim.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

SAHİBİNİ ARAYAN MEKTUPLAR 17. MEKTUP

17. MEKTUPSoruyorum, susuyorsun. Ben sükutun bu kadar anlamlı olduğunu bilmezdim. Bütün sorularımın cevabını bir bakışla veriyorsun, kah bir gülüşle. Zaman zaman gözlerinin içinde eriyip kaybolduğumu hissediyorum.

Yanımda olmadığın günler, geleceğin güne hazırlıyor beni. Yokluğuna böyle dayanabiliyorum. Karanlıklar içinde her dakika gözlerinin aydınlık bakışlarıyla doluyor içim. Aradığım her şey orada. Cevapsız kalmış bütün soruları gün ışığına çıkarıyor gözlerin. Bekliyorum, geliyorsun. işte diyorum yaşamak bu. Sevmek, seni sevmekten başka bir şey değil. Hiç kimseyi bu kadar özlemle beklemedim. Bu kadar inanmadım hiç kimsenin geleceğine. Onun için bir gün gelmeyeceğinin korkusu kahrediyor beni.

Geleceğin mutlu ana yaklaşan her dakika yaşamaktan güzel, geçen her dakika ölümden acı...Fakat gelişin her şeyi unutturuyor. Sıkıntılı öğle sonları günün en yaşamaya değer saatleri oluyor sen gelince. Kızgın bir güneş altında karlı dağ yamaçlarının serinliğini getiriyor ellerin. istiyorum veriyorsun. Verdiklerin bir bakıma iflası oluyor saadet anlayışımın. Böylesine büyük hazların hayal bile edilemediği bir dünya üzerinde özlenecek başka saadetin kalmadığını düşünüyorum. O zaman her şey siliniyor gözlerimden. Sensiz bir yarının değersizliğini, çekilmezliğini daha iyi anlıyorum. Huzur seninle kayboluyor, bütün sevinçler seninle gidiyor, sensiz bir kanlı gömlek gibi giyiyorum üzerime yaşamayı.

Çaresizlik hiç bir zaman sen yanımda olduğun anlardaki kadar kötü ve merhametsiz olmuyor. Yine de her öpüşümde bana ilahlara has bir güç, bir büyük huzur veriyor dudakların. Ağlıyorum. Gidiyorsun. Ama sen gözyaşlarımı görmüyorsun ki!

Ayrıldığımız yerde başlıyor yıkıntım. Kalabalık bir caddede, vapur iskelesinde ya da bir kapı önünde; nerede olursa olsun ayrılığın bir tokat gibi iniyor yüzüme. Kocaman, sivri bıçaklar gibi delik deşik ediyor vücudumu. Her yer kan oluyor. Artık dayanamıyorum, artık dayanamıyorum. Ağlamak bile kar etmiyor. Ben bu acılara, ben bu sürekli ölümlere önceden razı oldum. Şikayete hakkım yok, biliyorum. isyan etmem faydasız. Kendi kaderinin çizdiği yolda yürüyor ayaklarım.

Yazıyorum, okuyorsun. Kimbilir ne dayanılmaz acılar içindesin sen de? Nasıl her yerini, orada bir sigara söndürülmüşcesine yakan özlemler içindesin. " Mümkün olsa hep yanında kalırdım" diyorsun. " Hiç senden ayrılmazdım, hep seninle olurdum" diyorsun. işte onun için sana hiç kızamıyorum ya! Bütün isyanım çaresizliklere, bu kahpe imkansızlıklara. bu mesafelere. bu zamana ve bu bizi çepeçevre kuşatan insanlara, onların pis kurallarına, beş para etmez inançlarına. O demir parmaklıklara, ağır kapılara, kalın zincirlere, o merhametsiz, çirkin gardiyanlara rağmen seni seviyorum. Anlatamıyorum

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

19 Ağustos 2012 Pazar

AŞK MIYDI O? / ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN



AŞK MIYDI O?

Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
Neydi çekip kendine, beni bağlayan
Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
Elleri ta içimde o dev miydi


Etime bir alev değmişçesine
Nasıl da yakardı öptüğü zaman
Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine


Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
Gözlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
Hani, o var olmalarımız öpüştükçe
O delice sürdürmeler yaşantımızı


Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
Sarıldıkça güçlenmek, bütünlenmek
Kudurmuş arzularla zamanı yenmek
Ve en kuytularda buluşmak korka korka


Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
Varmak için o sevgiyle açılmış kollara
Apansız düşmek yükseklerden bir yerden


Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
Avunmak... Kırık dökük anılarla artık
Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de 

18 Ağustos 2012 Cumartesi

SAHİBİNİ ARAYAN MEKTUPLAR 4 / ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN




4.MEKTUP

Senden hiç ayrılmamak vardı. Zamanı durdurmak, bütün saatleri
parçalamak vardı. İsyan içindeydim. Neydi bu çaresizlik?
Bizi çepçevre saran bu dört duvar neydi?
Bir ara Tanrıyı düşündüm, peygamberleri, dinleri, kitapları düşündüm.
Boş inançlarımız mıydı çaresizliği yaratan?
O bizim eserimiz miydi? Öyleyse neden bizden büyüktü, güçlüydü?
Bunca yıl neyi aramış, kimi özlemiştim? Madem ki benim olmayacaktın
neden seni karşıma çıkardılar? Kim yaptı bunu? Bu kötülükler
kimin eseri? Tanrının işi yokta bizi mi görsün? Öyleyse kime inanacağız?
O kitaplar ki sabırdan bahsediyor. Ama ne kadar? Nereye kadar?
O dinler ki duadan bahsediyor. Kime, niçin ve ne zaman?
O peygamberler hiç sevmediler mi?
Ben sana inanıyorum kitaplara değil.
Ben seni istiyorum. Dua değil. Sabır değil.
Artık gideceksin , biliyorum, vakit geç oldu. Yatakta izin kalacak,
havada kokun ve yastığın üzerinde bir iki tel saçlarından.
Telaş içinde giyinmeye başlayacaksın. <çoraplarında eğrilik var>
diyeceğim, düzelteceksin. Dudaklarını boyarken, eğilip ensenden
öpeceğim. İçin sevgiyle dolacak. Gözlerin ışıl ışıl < üzülme, üzülme
diyeceksin, yine geleceğim.>
Ya gelmezsen? Hayır hayır geleceğine inanıyorum.
Yine gideceğini bilmek kötü. Dayanılmaz bir şey bu.
Hatırlıyorum; elini uzattın, dedin ve gittin.
Gözden kayboluncaya kadar baktım arkandan, sonra kapıyı kapattım,
bir başka kapı açıldı yalnızlığa.
Yürüyemiyordum, oturamıyordum. Yattım, uyuyamadım. Sanki
yerçekiminden kurtulmuştum, boşluktaydım, ağırlığım kalmamıştı.
Elimde, tam nabzımın üzerinde bir saat işliyordu her şeyden habersiz.
Çıkardım, duvara çarptım, parçalandı ve durdu.
Fakat sadece saatin sesiydi kaybolan.
Yoksa zaman ilerliyordu..
 

13 Ağustos 2012 Pazartesi

SAHİBİNİ ARAYAN MEKTUPLAR / 5. MEKTUP



Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız. Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. Şimdi nerdesin? Ne yapıyorsun? Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi? Öyleyse ayrılmadık. Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten. Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan. İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini…
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek!
Özleme bir diyeceğim yok. O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı, yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem. Bir ışığı var. bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; seni özlediğim içindir. Beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir. Yaşıyorsam; içimde umut varsa, yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevmezdim ki!
Ümit Yaşar OĞUZCAN

11 Ağustos 2012 Cumartesi

YAŞAR KEMAL/DEMİRCİLER ÇARŞISI




''O İYİ İNSANLAR,
O GÜZEL ATLARA
BİNİP ÇEKİP
GİTTİLER.
DEMİRİN
TUNCUNA,
İNSANIN PİÇİNE
KALDIK.''
       
Yaşar Kemal'in o destansı üslubuyla okuyanı sarıp sarmalayan, bilmediği bir dünyanın içine çeken "Demirciler Çarşısı Cinayeti" adlı romanı bu cümleyle başlar bu cümleyle biter. Hani şu romanı okumayanların bile dillerine pelesenk olan cümle: "O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler..." Romanı yıllar evvel okumuştum. Elimdeki baskısı 1980 yılının. Ankara'da Tekin Yayınevi'nde basılmış. Hala duruyor mu bilmem? İtiraf edeyim okuduğum zaman sadece anlatımın edebiliğine kapılmış yıllar sonra bu cümleyi bu kadar hem de hüzünle hatırlayacağım aklıma dahi gelmemişti. Oysa şimdilerde hatırıma gelmediği gün yok gibi!

"O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler..." Ne kadar anlam yüklü, ne kadar iç sızlatıcı bir cümle! Hele yaşadığımız ülkenin geçmişiyle bugününü düşününce! Her neslin kayıp bir nesil olduğu ülkemizde giderek artan yozlaşmayı, sanki toparlanamayacakmışçasına bozulup dağılan toplumdaki çürümeyi düşününce... Romanda aralıklı olarak anlatılan bölümler biraraya getirilerek bir özet çıkarılmış internette. Pek çok sitede, blogda rastlamak mümkün. Hüzünle, içim acıyarak hatırlayışımın nedenini bundan daha güzel anlatamayacağım için bu özeti aktarmak istiyorum. Hem belki anlatımın büyüsüne kapılıp romanı okumak isteyenler olabilir:
 

"Dünyayı dolaşan genç adam güzel bir şehre geldi. Gözleri Emir Sultanıngözlerine benzerdi. Kaşları çatık, rengi yanık sarı, kalın dudakları soluk.İnce, uzun boylu. Erkeğin yakışıklısı dünyadaki en güzel yaratıktır. Dünyada bir arap atının tayı güzel olur, bir de erkeğin yakışıklısı. Genç adam atındanindi, baktı ki bu şehir başka, öteki şehirlere hiç benzemiyor. Şehrin insanları dünyanın en kanı sıcak, en cana yakın insanları. Konuk için dersen deli divane oluyorlar. Fıkarası yok gibi, zengini de cömert. Bet bereket dersen yedi iklim dört bucaktan taşıyor. Bütün şehrin insanlarının yüzyıllardan beri büyük bir mutluluk içinde oldukları besbelli. Bura halkının hiç mi hiç bir şeyden şikayetleri yok. Bir şikayetleri varsa o da ölümden. Herhal ölüm bile güzel olur bu şehirde. Yolcu böyle düşündü. Bu şehirde bir de çok güzel atlar vardı. Küheylan, seklavisi, cins cins, don don. Dorusu doruların en parlağı, alı kırı, kulası, abeşi, demirkırı, yağızı da öyle. Burada atların donları da bir başka. Her bir atlar ki tüyleri yıldır yıldır. Her birisi sürmeli gözlü ceren gibi. Tıpkı. Adam bu güzel şehre, bu iyi insanlara, bu cins atlara hayran kaldı. Bu şehirde bir süre kaldı. Sonra ayrıldı. Bundan sonra da nereye gittiyse, kimi gördüyse yıllar yılı bu şehri, bu insanları, bu atları söyledi. Dilinden düşürmedi. Hayranlığını bir ömür dile gitirip, bütün insanları da bu şehre hayran kıldı. Adam çok yaşlandı. Günlerden bir gün kendi kendine dedi ki, ölmeden, şu güzelim dünyayı terketmeden varayım da o güzel şehri, o iyi insanları, o soylu atları bir daha göreyim de, hiç olmazsa, şu dünyadan ağız tadıyla ayrılayım. Ora senin, bura benim günlerce yol tepti, bir sabah iyi insanların, güzel atların mutlu şehrine geldi. Geldi ki ne görsün, şehir ne oeski şehir, insanlar ne o eski insanlar, atlar da yok. Her şey değişmiş, her şey bambaşka. O eski konuksever, her bir sözleri cana can katan kişiler verdiği selamı bile almıyorlar. Geldi ki ne görsün, yalnız selamını almamak değil, yüzüne bile bakmıyorlar. Yüzleri kara, karanlık, mutsuz. Şehrin büyük çayıları, ovası, tarlaları, ahırları da bomboş. O ceren gibi atların imi timi yok. Adam şaşkınlığından, kederinden ne edeceğini bilemedi. Beli büküldü. Issız, yıkık, bir örene dönmüş şehri lal-ü ebkem dolaşırken o eski, mutlu günlerden kalmış yaşlı bir adama rastladı. Adam sırtını bir hanın yıkık duvarına vermiş, güneşleniyordu. Ak sakalı kir içinde, kızarmış hastalıklı gözlerine sinekler üşüşmüş. Kederinden dişleri kenetlenmiş, sakalı ak, sakalı kirli, aydınlık yüzlü, geniş alınlı duvar dibinde güneşlenen yaşlı adama sordu: "Bir zamanlar bu şehirde konuksever, sıcak yürekli, dost canlısı iyi insanlar, ceren gibi, kırmızı mercan gözlü, uzun boyunlu, kalem kulaklı, suna gibi cins atlar vardı. Onlara ne oldu?" Yaşlı adamdır ki, azıcık doğruldu, ak saklı kirli, titredi, yüzü eski bir ışıkla parıldadı, derin bir aaah dedi, ciğeri söken. Aaaah! Duvara sırtını iyice verdi. Neden sonra gözlerini açtı: "O iyi insanlar," dedi, "o güzel atlara bindiler çekip gittiler... Aaaah! Aaaaah! Aaaaaah!"
(İlknuryamak.blogspot'tan alınmıştır)


7 Ağustos 2012 Salı

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN/SAHİBİNİ ARAYAN MEKTUPLAR 20. MEKTUP



20.Mektup

Nerdesin? Günler var ki beni aramadın, yazmadın. Senden gelecek bir mektubu bekledim boşuna. Önceleri içim umutla dolu, postacının kapımı çalmasını bekledim. Satırlarınla aydınlanmasını bekledim bu karanlığın. Saatler saatleri, günler günleri kovaladı. Gitgide büyüdü verdiğin yalnızlık, yüreğim kahırla doldu. Ümit etmenin mutlu heyecanları, yerini tarifsiz bir hüzne bıraktı. Kocaman, kalabalık bir şehirde yapayalnız kaldım işte. Nerdesin?

Beni unuttun demiyeceğim. unutmadığını biliyorum.Ama düşün ki, benden uzaklaştığın her kilometre, sana olan sevgimi bir kat daha arttırdı. Senden başka bir şey düşünemez oldum. Geri döndüğün zaman , eminim şaşıracaksın. Böylesine mesafelerle büyüyen, zamanla derinleşen bir aşkın karşısında olmak kimbilir ne kadar değiştirecek seni.. Yüzünde pembelerin en güzeli, gözlerinde ışıkların en parlağı ile sevilmenin çok çok sevilmenin hazzını yudum yudum içeceksin. Sevilen bir kadının mutluluğunu seyredeceğim sende. Sevdiğim kadının ölümsüzlüğünü yaşayacağım.. Nerdesin?
Dün evinin önünden geçtim. Perdelerin kapalıydı, dolu doluydu gözleri pencerelerin. Kapın sanki bir daha hiç açılmayacak gibi kapanmıştı sokağın yüzüne. Kimbilir odalar, eşyalar ne haldeydi sensiz. Her dakika ayaklarının güzelliğiyle mest olan halılar ne yapıyordu şimdi? Ya kokuna ve sıcaklığına alışmış yatağın ne haldeydi? Baktım sen yoktun, duvarlar kararmıştı. Sokağından yaşayan bir ölü gibi geçtim ve bir hüzün anıtı halinde bıraktım evini. Nerdesin?

Meğer ne doldurulmaz bir derinlikmiş yokluğun. Kaderde bu sensizlik de varmış. Her insanın yüzünde sana benzeyen bir şey aramak da varmış. Sesini duymak varmış şarkılarda. bütün kitaplarda seni okumak varmış. Meğer ne dayanılmaz bir şeymiş yokluğun. Kağıtlara seni yazmak varmış, renk renk düşünmek varmış seni, çiçek çiçek koklamak varmış. Artık hiç yazmasan da olur hiç gelmesen de.. Meğer ne türlü bir ölümmüş yokluğun.

Bir daha nerdesin demiyeceğim. Bendesin artık. Dudaklarımın değdiği kadehlerdesin. Serin yağmurlar getiren bulutlardasın. Kah denizlerdesin, kah rüzgarlardasın. Uzaktasın ama yine bu şehirdesin.

Gittiğine inanmıyorum. Gel demiyeceğim.

Ümit Yaşar Oğuzcan


6 Ağustos 2012 Pazartesi

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN/SAHİBİNİ ARAYAN MEKTUPLAR 2. MEKTUP


22 Temmuz 2012 Pazar

ÇIPLAK DENİZ ÇIPLAK ADA

BİR ADA HİKAYESİ 4 GELİYOR...
10 yıldır beklenen roman çıkıyor

Yaşar Kemal merakla beklenen son romanını tamamladı. Bir Ada Hikayesi'nin dördüncü cildi olan 'Çıplak Deniz Çıplak Ada' sonbaharda yayımlanacak.

... Bir Ada Hikayesi, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alıyor.

Yaşar Kemal'in başta üç kitap olarak tasarladığı romanı 'Bir Ada Hikayesi'nin ilk cildi 'Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana' 1998'de yayımlanmıştı. 2002'de ikinci kitap 'Karıncanın Su İçtiği' ile üçüncü kitap 'Tan Yeri Horozları' art arda çıkmıştı...