Can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2012 Cumartesi

LANETLENMİŞ AĞUSTOS BÖCEKLERİ/AHMET CEMAL



   Edebiyatımızın ve düşünce dünyamızın öncü kalemlerinden Ahmet Cemal, deneme yazınımıza bir kere daha unutulmayacak bir katkıda bulunuyor. Yazarın yeni denemelerini topladığı Lanetlenmiş Ağustosböcekleri, edebiyattan sinemaya, tiyatrodan resme, çeviri uğraşından politikanın sanata etkisine dek uzanan yazılardan oluşuyor. Kültür hayatımızın son on yılında yaşanan olayları, tartışmaları, gündem oluşturan konuları günü gününe ele alan, ama güncelle asla sınırlı kalmayan yazılar bunlar... Cemal, yaşamın getirdiklerinden, okuduğu bir kitaptan, katıldığı bir tartışmadan yola çıkarak insanı her çağda, her yaşta ilgilendirecek sonuçlara varıyor. 

   Kurumuş gırtlaklardan bir çığlıktır yükseldi, bir müzik de diyebilirim buna, vahşi bir şarkı, tepeden aşağı, yolun üzerinden denize doğru yuvarlandı. Olduğumuz yerde kalakaldık ve korkuyla birbirimize baktık. Çünkü ağustosböcekleri de bir zamanlar insandı. Hep şarkı söyleyebilmek için yemeye, içmeye ve sevmeye son verdiler. Şarkılara kaçışları sırasında gittikçe daha kuruyup küçüldüler; şimdi ise özlemleriyle yitik, özlemleriyle büyülenmiş olarak şarkılar söyleyip duruyorlar - ama aynı zamanda da lanetlenmiş olarak, sesleri insan sesi olmaktan çıktığı için...(Tanıtım bülteninden)

10 Aralık 2012 Pazartesi

KOLERA GÜNLERİNDE AŞK/GABRIEL GARCİA MARQUEZ



Kolera Günlerinde Aşk, bırakılmış bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsü. 'Marquez'in, ustalığı, bu öyküyü bir destana dönüştürüyor.Aşkın, deli-akıllı, yabanıl-evcil, tensel, romantik tüm biçimlerinin pastoral bir şiirin büyüsüne büründüğü bir destan. On dokuzuncu yüzyılın yirminci yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun çeşitli yönlerini, özellikle taşra kentsoyluluğunun saçmalıklarını ince bir alayla eleştiriyor yazar. Roman boyunca, aşk acılarının lirik rüzgarlarının esintileri arasında, Marquez'in, insancıl mizahı, sürekli olarak duyuruyor kendini. Bu nitelikleriyle, 'Kolera Günlerinde Aşk', Marquez'in başyapıtı sayılan 'Yüz Yıllık Yalnızlık'ın yanında tartışılmaz bir biçimde yerini alıyor.

9 Aralık 2012 Pazar

BİN DOKUZ YÜZ SEKSENDÖRT/GEORGE ORWELL


  •    "Çok genç yaşındayken bile gözüpek ve yürekli biri olan George Orwell, önce döneminin ve ülkesinin toplumsal düzenine karşı çıktı. Büyük Rus Devrimine inandı. Trokçi'ye hayrandı. Ancak, İspanya içsavaşı sırasında Stalinistler Troçkistlere karşı tutumu, umutlarını yıktı. Bu durum ve yakalandığı hastalık, George Orwell'i Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ün mutlak umutsuzluğuna sürüklendi. Orwell, yapısal olarak karamsar ya da siyaset tutkunu biri değildi. İlgi alanları çok genişti. Daha az acılı bir dönemde yaşasaydı, yaşamaktan mutluluk duyardı. Ama çağımıza siyaset egemendir. Orwell, yaşadığı sürece gerçeklere bağlı kalmış, en acı dersleri bile öğrenmekten vazgeçmiştir. Ama umudunu yitirmiştir. Orwell'in çağımızın peygamberi olmasını engelleyen şey de bu olmuştur. Dünyanın bugünkü durumunda umut ile gerçeği birleştirmek belki de olanaksızdır. Durum buysa, bütün peygamberler yalancı peygamberlerdir. Orwell gibi kişiler, bence günümüz dünyasında gerekli olanın yarısını, ama ancak yarısını ortaya koymuşlardır. Öteki yarısını hala aramaktayız."(Bertrand Russell)

2 Aralık 2012 Pazar

YÜZ YILLIK YALNIZLIK/GABRIEL GARCIA MARQUEZ


''Kapıdaki kadın Pilar Ternera'ydı.
Yıllarca önce yüzkırkbeş yaşına bastığı zaman yaşını hesaplanak gibi zararlı bir alışkanlığı bırakmış,iskambillerin gizli tuzaklarıyla dolu geleceği aşarak anıların durağan ve değişmez zamanında yaşamaya başlamıştı''

"Büyük bir sarsıntı onu kendi yer çekiminin merkezinden hareketsiz bıraktı,olduğu yere mıhladı,kendisini savunma içgüdüsü,ölümün öte yanındaki turuncu ıslıkları ve görünmez küreleri öğrenmenin merakı karşısında ezilip yok oldu."


30 Kasım 2012 Cuma

KÜÇÜK KARA BALIK/SAMED BEHRENGİ



   Küçük Kara Balık, İran'lı yazar Samed Behrengi'nin bir yapıtıdır.
   Kitapları dünyanın birçok diline çevrilen, İran şahlık rejiminin muhalif yazarı Samed Behrengi'nin en ünlü iki kitabından biri olan Küçük Kara Balık,12 Eylül Darbe'si sürecinde Türkiye'de yasaklandığı gibi, halen İran'da da yasaklı kitaplar listesinde bulunmaktadır. Çocuklar için yazılan bir masal kitabı olmanın ötesinde, adalet, eşitlik, dogmayı sorgulama, direnebilme kavramları vurgulayan bir başyapıt sayılan eser; Türkiye'de Adana Devlet Tiyatrosu tarafından M.Şekip Taşpınar yönetiminde 2008-2009 sezonunda sahnelenmiştir.Behrengi, bu kitapla dünyanın birçok yerinde tanındı ve sevildi, diğer önemli eseri olan Bir Şeftali Bin Şeftali de Küçük Kara Balık kadar tutulmuştur. Yedi yaş üstü masal kitabı olarak önerilen yapıt, Bratislava ve Bolonga Dünya Çocuk Kitapları Fuarlarında ödüller almış ,farklı çevirmenler tarafından Türkçeleştirilmiş olup, Türkiye'de ilk basımı 1975 yılında olmuştur.Küçük Kara Balık, Mehmet Sönmez'in çizimleriyle nitelikli bir anlam kazanmış olup, her yaştan okuyucuları tarafından "Dünyanın en devrimci balığı" olarak yorumlanmaktadır.
   Denizin en derin sularında yaşayan yaşlı bir balığın, 12.000 çocuğu ve torununa anlattığı öyküde, bir ırmakta yaşayan küçük kara balığın, çevresindeki bütün baskılara, tutucu düşünce yapısına karşı, denize, özgürlüğe ulaşma çabası, karşılaştığı zorluklara karşı direnerek yaşamı pahasına amacına ulaşmasını ve geride kalıp onu engellemeye çalışan bütün balıklara yol gösterici olması anlatılmaktadır.
   (wikipedia.org'dan alınmıştır.)

25 Kasım 2012 Pazar

GÜLÜN ADI/UMBERTO ECO

 
Gülün Adı adlı bu dev romanıyla bir anda dünyanın dört bir yanında ünlenen italyan yazarı Umberto Eco, aslında çok yönlü bir bilim adamı. İtalya` da, Bologna Üniversitesi`nde öğretim üyesi, semiolog, tarihçi, filazof, estetikçi, müthiş bir ortaçağ uzmanı, üstelik James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış biri. Gülün Adı , yazarın ilk romanı. 1980` de yayımlandı. Kısa sürede dünyanın pek çok diline çevrildi. 1986 ` da, yazıldığı dilden Şadan Karadeniz` in büyük bir ustalıkla dilimize çevirdiği bu roman, ülkemizde de çok beğenildi.
Filmi de dünyanın dört bucağında büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın başarısında, yazarın Ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin kuşkusuz büyük payı var. Tam anlamıyla Ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte
Gülün Adı, kesinlikle çağdaş bir roman: Çağdaş
edebiyata yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir yapıt. Bir anlamda Ortaçağda geçen, Hristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman. Bir anlamda da ustaca kurulmuş sürükleyici, polisiye bir roman. Bu yapıtından sonra Umberto Eco, iki roman daha yazdı:Foucault Sarkacı ve Önceki Günün Adası adını taşıyan bu iki dev romanından başka Umberto Eco `nun, birbirinden ilginç deneme kitaplarını da yine Can Yayınları arasında bulabilirsiniz.

15 Eylül 2012 Cumartesi

YOKLUĞUNDA

 
YOKLUĞUNDA

Akşam eve geldim sen yoksun,ev ev değil
Yemek yaptım sensiz,yemek yemek değil
Sofra kurdum sensiz,sofra sofra değil
Çay demledim sensiz,çay çay değil
Şimdi uzandım uyumak için sensiz yatağa,yatak yatak değil
Biraz sonra sensiz uyuyacağım,uyku uyku değil
Sabah yeni bir güne uyandığımda sen yoksan eğer yanımda,gün gün değil

CAN

9 Eylül 2012 Pazar

SEVGİ DUVARI


sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

5 Şubat 2012 Pazar

KADERSİZLİK


KİTABIN ADI:KADERSİZLİK
YAZARI:IMRE KERTESZ
ÇEVİRİ:İLKNUR İGAN
SAYFA SAYISI:224
YAYINEVİ:CAN YAYINLARI
BASIM TARİHİ:2003/2.BASKI
AÇIKLAMA:
   2002 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi Imre Kertesz'in başyapıtı sayılan Kadersizlik,bir anlamda yazarın yaşamöyküsüne yaslanan bir roman.İkinci Dünya Savaşı sırasında gönderildiği toplama kampından sağ çıkmayı başaran Kertesz,yaşadıklarını yazma ihtiyacı duydu ve 1960'lı yılların başında yazmaya koyulduğu Kadersizlik üzerinde tam on iki yıl çalıştı.1973'te tamamlayıp yayınlatmak istediğinde,yapıtı,soykırım kurbanlarıyla alay edildiği gerekçesiyle geri çevrildi.1975'te yayınlanma olanağına kavuşunca da suskunlukla karşılandı.Kaderisizlik'i aynı konuyu,toplama kamplarındaki soykırımı işleyen öteki kitaplardan farklı kılan neydi?Yazarın,anlattıklarına duygularını katmadan,okuru gerçeklerin karşısında duyduğu çıplak dehşet duygusuyla başbaşa bırakması mı?Okura,açıklamalara bulunmaya kalkışmadan,kara mizahı en üst boyutunda sunan,anlatılanla anlatan arasındaki o ironik mesafe mi?Yoksa bütün bunların on dört yaşındaki bir genç insanın ağzından anlatılması mı?Hangisi olursa olsun,Kadersizlik,insanın acılar ve acımasızlıklar karşısındaki yalnızlığını,çaresizliğini olağanüstü etkileyici ama dolaylı bir dille vermekte.